Divriği İlçemiz

0
3501
views

divriği

DİVRİĞİ KÖYLERİ

ADATEPE-AĞAÇLIGÖL-AKBABA-AKMEŞE-AKPELİT-ARIKBAŞI-BUCAK MERKEZİ-ATMALIOĞLU-AVŞARCIK-BAHÇELİ-BAHTİYAR-BALOVA-BAŞÖREN-BAYIRLI-BAYIRÜSTÜ-BELDİBİ-BEYKÖY-ÇAKIRAĞA-ÇAKIRTARLA-ÇAKMAKDÜZÜ-ÇAMLIK-ÇAMURLU-ÇAYÖREN-ÇAYÖZÜ-ÇİĞDEMLİ-ÇİTME-ÇOBANDURAĞI-ÇUKURÖZ-DEMİRDAĞ-DERİMLİ-DİKMEÇAY-DİKTAŞ-DİŞBUDAK-DUMLUCA-DURUKÖY-EĞRİSU-EKİNBAŞI-ERİKLİ-ESKİBEYLİ-GEDİKBAŞI-BUCAK MERKEZİ-GEZEY-GÖKÇEBEL-GÖKÇEHARMAN-GÖLÖREN-GÖNDÜREN-GÖZECİK-GÜLLÜCE-GÜNBAHÇE-GÜNEŞ-GÜNEYEVLER-GÜRESİN-GÜRPINAR-GÜVENKAYA-HANDERE-HÖBEK-İKİZBAŞAK-İMİRHAN-İNANLI-İNCİRLİPINAR-KALEDİBİ-KARAAĞAÇLI-KARAKALE-KARAKUZULU-KARAMAN-KARASAR-KARŞIKONAK-KAVAKLISU-KAYABURUN-KAYACIK-KEÇİKAYA-KEKLİKTEPE-KESME-KIRKGÖZ-KIZILCAÖREN-KULUNCAK-MADENLİ-MALTEPE-MRK.GÖZECİK-MURSAL-BUCAK MERKEZİ-ÖDEK-OĞULBEY-ÖLÇEKLİ-OLUKMAN-ORTAKÖY-OVACIK-OYUKTEPE-ÖZBAĞI-ŞAHİNKÖY-SELİMOĞLU-SİNCAN-BUCAK MERKEZİ-SIRÇALI-SOĞUCAK-SUSUZLAR-SUSUZÖREN-TEPEHAN-ÜÇPINAR-ULUÇAYIR-ÜRÜK-UZUNBAĞ-UZUNKAYA-YAĞBASAN-YANLIZSÖĞÜT-YAZI-YERLİÇAY-YEŞİLYAYLA-YEŞİLYOL-YÜREKTAŞI-YUSUFŞEYH-YUVA

DİVRİĞİ TARİHÇESİ

Eski Yunan kaynaklarında Aphlike, Bizans kaynaklarında Tefrike (Tephrice) şeklinde kaydedilen Divriği; Arap kaynaklarında suyun çıktığı yer/suyun kaynağı anlamında el-Abrik olarak geçer. Osmanlı kaynaklarında (15.YY) Divrik ve Divriği tarzında yazıldığı görülmektedir.

Divriği’nin ne zaman ve kimler tarafından kurulduğu tam olarak bilinmemektedir.Divriği tarihindeki en parlak yıllarını, 1150’lerden 1250’lere değin Mengücek Beyliği döneminde yaşamıştır.

Tarihsel kimliğinin en belirgin öğeleri olan Kale, Kale Camii, Ulu Camii ve Darüşşifası, Bedestenler, Kümbetler, Köprüler, Hamamlar ve çevredeki Kervansaraylar bu yüzyılda inşa edilmiştir.

Erzincan, Kemah, Şebinkarahisar ve Divriği’yi içine alan bu beyliğin kurucusu Alparslan’ın komutanlarından Emir Mengücek Gazi’dir.Mengücek Gazi (1180?-1118?) > İshak Bey (1118-1142) > 1. Süleyman (1142-1171) > Şahin Şah (1171-1196) > II. Süleyman (1196-1220) > Ahmet Şah (1220-1243) > Melik Müeyyed Salih (1243-1277).

I. Süleyman, Mengücek Beyliğinin Divriği kolunun kurucusudur.

Şahin Şah, Kale Camii’nin (1180/1181) banisidir. Yine Sitte Melik Türbesi (1196) kendisi tarafından yaptırılmıştır.

Ahmet Şah, Ulu Camii (1128-1243) yaptıran beydir. Eşi Turan Melek aynı yıllarda Darüşşifayı yaptırmıştır. Bugün bile Divriği’de Ahmet Şah’ın getirmiş olduğu içme suyundan faydalanılmaktadır.

Melik Müeyyed Salih, Son Mengücek Beyi’dir. Moğol saldırısında yıkılan Divriği Kalesi’nin surlarını onarmış ve Arslan Burcu (1252) yaptırmıştır.

Mengücek Oğullarından sonra Divriği (1277-1516): 1340’a kadar Moğol (İlhanlılar) işgalinde kalmış; 1398’e kadar yerli bir hanedan olan Eretna Beyliği tarafından yönetilmiş; 1516 yılına kadar da Memlüklü hakimiyetinde kalmıDivriği, kesin olarak Mercidabık Zaferi (24 Ağustos 1516) sonrasında Yavuz Sultan Selim tarafından Osmanlı Devleti hakimiyetine alınmıştır.

Osmanlı Devleti döneminde Divriği, Sivas Vilayetine bağlı bir sancakbeyliği olarak örgütlenmiştir.

Tanzimat döneminde ise (1843) mahalli idareler örgütlenirken Sivas’a bağlı, Anadolu’nun ilk (kaza) kaymakamlık merkezlerinden olmuştur.

Divriği’nin Tarihçesi

Divriği ve civarında, M.Ö. 2000’den itibaren çeşitli dönemlerde Hitit, Pers, Makedon, Roma, Sasani, Pavlikian, Bizans, Selçuklu ve Osmanlılar hakim olmuştur. Kente çeşitli dönemlerde verilen adlar kentteki kültür birikimini göstermektedir: ‘el-Abrig’ (Arapça), ‘Tephrice’ (Tefrike, Bizans), ‘Difrigi’ (Selçuk), ‘Divrik’ veya ‘Divrigi’ (Osmanlı).
Kent Makedonya, Roma-Sasani, Bizans-Arap bölgeleri arasında bir sınır alanı konumunda bulunmuştur. 9. yüzyıldaki Pavlikian (Paulicien, Ar. Baylakani, Paulusçu) hakimiyeti bu sınır alanı konumun bir göstergesidir. Kiliselere, ayinlere, ruhban sınıfına, vaazlara karşı çıkan Paulusçuların Bizans merkezi yönetimi tarafından sapkın kabul edilmesi Araplarla müttefik olmalarını kolaylaştırdı. Araplarla beraber Bizans’a karşı savaştılar. Önderleri Sergius, Abrik (Divriği) kayalıklarındaki Tephrike (Divriği) Kalesi’nde surları ve su yollarını tamir ettirmiştir. Malatya emirinden destek alabilmek için Paulusçuların bir kısmı İslamiyet’e geçti. Öte yandan, Sergius’un oğlu Karbeas’ın yönetimindeki Tephrike monarklığı, Bizans topraklarının en doğu noktasında, Arap topraklarının ise en batısında yer alan tampon bölge olarak bağımsızlığını sürdürdü. Pavlikianların Tephrike prensliğinin saldırgan mensupları, 9. yüzyılın ikinci yarısındaki akınları sırasında Ankyra (Ankara), Malegena (Eskişehir dolayları) ve hatta Efes’e kadar ilerledi. Bu mezhebi ve mensuplarını ortadan kaldırmaya kararlı olan Bizans İmparatoru Basileos, çıktığı askeri seferlerin ancak üçüncüsünde, 872 yılında, kartal yuvasını andıran Tephrike Kalesi’ni zapt edebildi; destekçi Arap kuvvetlerini de ortadan kaldırdı. Bu olay Kurdeşen mezarlığının kurulmasının başlangıcıdır. Bu yenilgi Pavlikian mezhebi ve onun mensuplarının da sonunu getirdi. Birçoğuna soykırım uygulanıp, kalanlar ise zorla Ortodoksluğa geçirilip, Trakya’ya sürüldüler. Heterodoks Türkmenlerin 13. yüzyıldaki Babaîler isyanı da daha önce Paulusçuların yaşadığı Divriği’nin içinde bulunduğu Yukarı Kızılırmak havzasında ortaya çıktı. Araştırmacılar dualizm ve semavî kurtarıcı gibi bazı ortak inanç ögelerinden hareketle bu isyanı bölgedeki geleneğin bir diğer dışavurumu olarak değerlendirir. Bölgenin Kafkasya, İran ve Arap yarımadasi arasındaki konumu ortaçağ ve öncesinde güney, doğu ve kuzeyden gelen düşünce akımlarına açık olmasını doğurmuştur.
Divriği’nin Türk devri, Oğuz beylerinden Emir Mengücek Gazi’nin kurduğu Mengücekoğullarının Divriği kolunun tarihi ile özdeşleşmiştir. Mengücekoğulları, ilk Anadolu Türk beyliklerinin en eskisi ve en uzun yaşayanıydı. Divriği Ulu Camii ve Darüşşifası’ndan oluşan külliyenin bânisi Ahmed Şah, Divriği Mengüceklerinin dördüncü melikiydi. Divriği Mengüceklerinin herhangi bir savaşa karışmamış olması, barışçı ve itaatkâr bir emirlik olduklarını düşündürtür. Konya Selçuklu hükümdarı II. Kılıçarslan 1180’de Danışmendleri, Alâeddin Keykûbad ise Mengücekoğullarının Erzincan-Kemah kolunu Ulu Cami’nin temellerinin atıldığı 1228 yılında ortadan kaldırmıştı. Divriği Mengüceklerinin İlhanlı egemenliğine kadar hüküm sürdürmesi izledikleri bu siyasetin başarısına bağlanır. Konya Selçuklularının hükümdarı Alâeddin Keykûbad’ın adının Divriği Ulu Cami’nin portali üzerinde son derece sıradışı bir biçimde Ahmed Şah’ın yapı kitabesinin üstünde “Sultanü’l-azam Alâeddin Keykûbad’ın saltanatında” şeklinde geçmesi bu özel konumu vurgular. Külliye, Mengücekoğullarının Divriği ve civarındaki egemenliğini hoşgören Keykûbad’a bir hediye olarak değerlendirilebilir.
Divriği’de ilk Anadolu Türk beyliklerinin en eskisi ve en çok yaşayanı Divriği Mengücekleridir. Kentin Mengücek hakimiyeti İlhanlı Hükümdarı Abaka Han’ın 1276-1277’de Memlük Sultanı I. Baybars’a karşı Elbistan’a giderken Divriği’ye uğrayarak surları yıktırmasıyla sona ermeye başlamıştır. Surların yıkılmasının ardından Selçuklu Sultanı III. Alaeddin Keykubad Malatya kuşatmasından bir sonuç elde edemeyip Divriği’ye gelince (1300-1301) burası disiplinsiz askerler tarafından yağmalandı. Şehir daha sonra Kayseri ve Sivas yöresinde Eretnaoğulları’nın hakimiyetine girdi. Kadı Burhaneddin ile Amasya Emiri Hacı Şadgeldi Paşa arasındaki mücadelelerden faydalanan Memlükler tarafından zaptedildi. (1391). Memlük Devleti’nin idari işleri bozulunca Yıldırım Beyazid 1398’de Sivas, Malatya, Besni, Darende ve Divriği’yi Osmanlı topraklarına kattı. Ancak Divriği yaklaşan Timur tehlikesinden dolayı 1401’de tekrar Memlüklere verildi. Divriği Memlük hakimiyeti sırasında Halep eyaletine bağlı pek de önemli olmayan ileri karakol durumundaydı. 15. yüzyılın ikinci yarısında Uzun Hasan’ın, 16. yüzyılın başında Şah İsmail’in kuvvetlerinin Anadolu’ya yönelik hareketleri sırasında Divriği korunaklı konumundan dolayı saldırılara uğramadı. Divriği’nin kesin olarak Osmanlı idaresine girişi, Yavuz Sultan Selim’in 24 Ağustos 1516 Mercidabık Zaferi’nden sonradır. Divriği Osmanlı idaresi altına girdikten sonra merkezle aynı adı taşıyan bir sancak haline getirilip Vilayet-i Arab adıyla oluşturulan beylerbeyliğe bağlandı. Daha sonra bu beylerbeylik dağıtılınca Divriği sancağı Sivas, Amasya, Tokat bölgelerini içine alan Rum beylerbeyliğine dahil edildi. 16. yüzyılda Divriği sancağının Divriği ve Darende adlı iki kazası, bu kazalara bağlı on iki nahiyesi bulunuyordu. Sancak 19. yüzyılda Sivas sancağının bir kazası haline geldi.
Cumhuriyet döneminde Sivas’a bağlı bir ilçe merkezi haline getirilen Divriği’nin 1927’de nüfusu 4789 idi. 1937’de önce demiryolu ulaşımına kavuşmuş, ardından buradaki demir cevherinin 1939’dan itibaren çıkarılarak Karabük Demir Çelik Fabrikası’na gönderilmesiyle hayat canlanmaya, nüfusu yavaş yavaş artmaya başlamıştır. 1970’te 10.389 olan nüfus, 1985’te 15.974 ve 1990’da da 17.664’e ulaşmıştır.

COĞRAFİ ÖZELLİKLER

Divriği yukarı Fırat havzasının İç Anadolu sınırı yakınında Sivas İlinin Güneydoğusunda yer alır. Divriği İlçesi Fırat nehrinin bir kolu olan Çaltı çayı vadisi kenarında kurulmuştur. Denizden yüksekliği 1225 metredir. İlçenin yüzölçümü 2781, 56 Km. karelik bir alanı kaplar Doğusunda Ilıç ve Kemaliye, Batısında Kangal; Kuzeyinde İmranlı ve Zara; Güneyinde Arguvan, Arapkir, Hekimhan İlçeleri ile çevrilidir. Divriği İlçesi çok dağlık bir bölgeyi içine almaktadır. Dağlar arasında dik ve derin vadiler içerisinde Fırat’ın küçük kolları akmaktadır. Çaltı çayından Fırat’a doğru derin kanyonlar oluşturan arazi rafting ve dağcılık sporuna çok uygundur.

İlçede Karasal iklim özellikleri görülür. Eskiden kışları çok karlı ve soğuk, yazları sıcak ve kurak olmasına karşın barajların etkisi ile iklim yumuşamıştır. İlçenin bazı dağlarında meşe, ardıç ve çam türü seyrek orman alanları mevcuttur.
İlçenin önemli dağları: Kuzeyde Çengellidağ (2650), Deli dağ(2150), Efendi, Göldağ ve Akdağdır. Güneyde Yama, Demirli, Geyikli, Güney Doğuda Sarıçiçek, Doğusunda Iğımbat, Batıda Dumluca yer almaktadır.

KÜLTÜR VE YAŞAM

Divriği’de Kullanılmış Bayan Kıyafetleri ve Aksesuarları
Helaliye Gömlek, Üçpeş, Şalvar, Fermana, Kalkmalı, Bindallı, Caket, Ceket (Hırka), Dövmeli Fistan, Küpürlü Fistan, Parça Entari, Şovkıya, Yıldızlı (Sinekli) Kadife, Karaçadır (Maroken), Alacaçadır, Dövmeli Çadır, Bağdat Çadırı, Altınlı Hindi, Fes, Lahuri Şal, Trablus Kuşak, Yün Kuşak.
Üçpeş (Üç Etek): Kadınların, genç kızların giydiği bir etek çeşididir. Arka tarafı bir, ön tarafı iki parçadan oluştuğu için bu ismi almıştır. “Peş” etek için kullanılan parça anlamına gelen yöresel bir deyimdir.
Şalvar: Üçpeşin altına giyilerek kullanılan bol kesimli bir giysi parçasıdır.
Fermana (Salta): Bir çeşit kısa cepkendir. Fermana üçpeşin üstüne, sırta giyilerek kullanılan giysi parçalarındandır. Üzeri sim, sırma, şeritlerle işli yün, kadife, keten kumaşlardan yapılır.
Kakmalı: İpek kadifeden, altın sırma ve iplerle, ağır Osmanlı motifleriyle, çok ince işçilikle yapılmış, çok değerli bir giysi çeşididir. Eskiden gelin kıyafeti olarak kullanılmıştır.
Bindallı: Kumaş, işleme ve motif özelliğiyle kakmalı ile büyük benzerlikler taşır. Bindallı da eski zamanlarda gelin kıyafeti olarak kullanılmıştır.
Caket (Ceket): Model özelliği açısından günümüz ceketlerine benzemektedir. Vücuda oturan, yanlardan cepli, şal yakalı bir giysidir.
Libade (Ceket-Hırka): Dize kadar uzanan on iki parçadan oluşmuş, omuzları dikişsiz, ön ve arka parça bütün olarak hazırlanmış, ince işçilikli bir giysi çeşididir. Model olarak bugünün tayyörlerini anımsatmaktadır. Üçpeşin üzerine giyilir.
Yıldızlı Kadife (Sinekli): Divriği’de yaşlı hanımların yakın zamana kadar kullandıkları bir elbise türü olmuştur. Bu giysiyi giyen bayanlar, yörede kendilerine uygun takılarla kıyafetlerini tamamlamışlardır.

Çadır Geleneği:

Divriği yöresinde Alaçadır, Akçadır, Bağdat çadırı, Dövmeli çadır, Karaçadır, Maroken gibi çeşitleri bulunmaktadır. Hepsinin kullanım yeri ayrı olan bu çadırlar, günlük hayatta, nişanda, düğünde ve yaşlara göre kullanım alanlarına ayrılmaktadır.
Lahurişal, Peştamal, Trablus Kuşak, Yün Şal, Kemer: Bu şallar, el tezgahlarında, yün veya ipek iplerle, bitkisel ve geometrik desen özelliğinde, kare şeklinde dokunmuştur. Şalar üçgen şeklinde katlanarak bele bağlanarak kullanılmıştır.
Altınlı Hindi, Tepelik, Sıra, Fes: Başa bağlanarak kullanılan aksesuar ve takılardır.

Divriği’de Kullanılmış Erkek Kıyafetleri ve Aksesuarları

Yakasız Göynek (Helaliye Göynek), İşlik, Çuha Şalvar, Çuha Yelek, Cepken, Atlas Entari, Lahuri Şal, Yün Şalı, Trablus Kuşak, Abaniye, Dalfes (Puşulu Fes).
İşlik: Yörede ismine ‘Şetari’ denilen pamuklu, parlak satenden, boyuna çizgili kumaştan yapılmış bir nevi gömlektir.
Çuha şalvar: Yedi yaprak şalvar da denir. Kırmızı, lacivert veya siyah çuhalardan yapıldığı söylenmektedir.
Çuha yelek: Lacivert, bordo, siyah renklerde, yün çuhadan yapılmış bir yelek türüdür. İşlik üzerine giyilir. Cumhuriyet’ten önce kullanılmıştır.
Cepken: Siyah, bordo veya lacivert çuha üzerine sırma ile işlemeli bir yelektir.
Atlas entari: Düz ya da sarı, siyah, bordo karışımlı birbirinin üzerine binmiş kopuk çizgili desende kumaştan dikilmiş bir erkek elbisesidir.
Dalfes (Puşulu fes): Bu işle uğraşanların çıkarttıkları özel kalıplar doğrultusunda dikilmiş olan dalfes, kalın çuhadan, kırmızı, bordo renklerinde yapılmış bir fes türüdür. Dalfesin üst kısmına büyük, mavi bir püskül takılmış, dış kısmına da puşu denilen bir örtü bağlanmıştır. Bu puşunun bir ucu da omuza doğru sarkıtılarak kullanılmıştır.
Divriği’de Geleneksel Kadın Ziynet Eşyaları, Takı ve Süsler
Divriği yöresi, geleneksel giysileri yönünden olduğu kadar, ziynet eşyaları, takı ve aksesuarları açısından da zengindir. Başa takılan ve bağlanan gablak, tepelik ve eğri başın yanında başlıkla birlikte kullanılan istifan, yüz inci (yüz salkım), sıra ve balik vardır. Ayrıca altunlu hindi ve akarsu örtü adı verilen bağlayıcılar ve hırtlatma, şerit ve hırtlik adı verilen boyun ve boğazı süsleyen, göğüse kadar inen takılar vardır. Elbise üzerine takılan hameyli, yan tövüt, altın saat ve kemerler, hamam takıları olarak bilinen ortağa, altınlı tarak, süslü takunyalar, diğer eşyalardan şıp şıp bilezik, bozovdiş, küpe, altun cebe ve buna benzer pek çok eşya örnekler arasında sayılmaktadır. Bu eşyaların pek çoğunun halen özel gün ve gecelerde kullanıldığı da belirtilmektedir.
Divriği’de Ayakkabı: Divriği’de köşker esnafı adıyla anılan ayakkabı ustaları tarafından tamamen el emeği ve özel kalıplarla yapılan ayakkabı türlerinden özellikle yemeni kadın-erkek, yaşlı-genç hemen hemen herkesin ev dışında giymiş olduğu bir ayakkabı çeşididir. Bu yüzden diğer ayakkabılara göre biçim ve şekil yönünden daha zengindir. Dikim özelliklerine göre; düz yemeni (sağsız-solsuz), çapula cinsi yemeni (düz ve sağlı-sollu kalıplı), kadın yemenisi (zenne), markup kadın yemenisi, çoban lastiği (katırcı yemenisi, kaba yemeni) diye çeşitlenmektedir.

Halkoyunları :

Haliloğlan, Karaerük, Mormenekşe, İzzet, Dumbucanın bayırı, Analar-Sunalar, Üçayak.
Çalgılar: Def, Ud, Ney, Keman, Saz, Bağlama, Kaval, Zurna, Davul.
Türküler:Açil Mor Menevsem, Dumluca’nin Bayirina, Gah Get Havası, Gara Erük Çağala, Gelin havası, Halil Oğlan, İzzet, Köprüden Geçti Gelin, Menöyşe, Su Sızıyor Sızıyor
Halıcılık: Son zamanlarda gerileme olduğu gözlemlense de halı dokumacılığı Ödek Köyü’nde oldukça yaygındır. Halı motiflerinde insanların beklentilerinin, ruhsal durumlarının, özlemlerinin, acılarının, inançlarının, anılarının yani bütün yaşamlarının ve kültürlerinin yansıtıldığı söylenmektedir. Dokumalar tamamen el emeğidir. Yünün toplanması, yıkanması, boyanması, ip haline getirilmesinden halının dokunmasına kadar her aşama elle yapılır.
Divriği’de Kültür ve Yaşam

Divriği’nin gelenekleri sosyal yaşamın içinde bazı bozulmalara uğrasa da, halkın büyük kısmı geleneklerine bağlıdır. Yeni yaşam tarzları ile katı-tutucu olmayan geleneklerini uyum içinde sürdürmeyi başarmışlardır.
Geleneksel kıyafet, takı ve ziynet eşyalarının kullanımı önemli düğünlerde kalmıştır ve bu kıyafetlere sahip aile sayısıda oldukça azalmıştır.

-Geleneksel Erkek Kıyafetleri
-Geleneksel Kadın Kıyafetleri
-Eski Erkek ve Kadın Takı ve Aksesuarları
-Folklorel Halk Oyunları ve Çalgılar
-Kız İsteme
-Nişan
-Kına Gecesi
-Düğün Merasimi

Geleneksel Erkek Kıyafetleri

Divriği’de kullanılan eski erkek kıyafetleri; Cepken, Atlasentari, Çuhaşalvar, Markup-Yemeni, Şal, Puşulu Fes, Göynek, İşlik, Kuşak gibidir.
Geleneksel Kadın Kıyafetleri

Divriği’de kullanılan eski kadın kıyafetleri; Salta, Üçetek, Acem Kişmir, Lahur Şal, Bağdat çarşafı, Sarıçizme, Kakmalı, Dövmeli, Bindallı, Dövmeli çadır, Fermana, Yağlık, Dolah, göynek gibidir.

Eski Erkek ve Kadın Takı ve Aksesuarları

Tepelik, Gaplak, Eğribaş, Yozgatbaşı, Yantepe, Zevkat tepesi, Zogat başı, Yüzinci, Sıra, Balik, Altunlu hindi, Hırtlatma, Şerit, Hırtlak, Hameyli, Yant övüt, Kösteksaat, Cebe, Sutare, Bozovdiş Küpe, Sallama kemer, Gramusa, Top, İnci, Hasırbilezik, Beşibirlik, Kaşlar, Ortağa, Altunlu Tarak, Süslü takunya gibidir.
Folklörel Halkoyunları ve Çalgılar

Halk oyunları: Haliloğlan, Karaerük, Mormenekşe, İzzet, Dumbucanın bayırı, Analar-Sunalar, Üçayak.
Müzik aletleri: Def, Ud, Ney, Keman, Saz, Bağlama, Kaval, Zurna, Davul.
Kız İsteme

Divriği de kız isteme Anadolunun her yerinde olduğu gibi oğlanın anne, baba veya yakın arabalarının kız evine görücü gitesiyle başlar. Erkek tarafı kız güzel mi, ahlakli mi, eve bağlı mı, büyüklere saygılı mı gibi bazı meziyetlerini çözmeye çalışırlar. Kız evi de; oğlanın içkisi,kumarı var mı, ehli namus ve iffetli mi, kazancı, mesleği, işi iyi mi, evcivan mı, hayın ve hırsız mı şeklinde tahkikat yaparlar. Bu araştırmaların cevabı: Başından yukarı ses çıkmaz, abdestli namazlı, karısı, kumarı, rakısı yok, kimsenin tavuğuna kışt dememiştir şeklinde alınırsa, (Allahın emri, peygamberin kavli ile oğlumuz…..’ye kızımız …..’e dünür geldik) denilerek “kız” istenir.
Nişan

Nişan günü sabah 9 da erkekler kız evine gelirler. Burada kız evindekiler gelenlere kolonya, lokum, kahve, çay ve pasta ikram ederler. Sonra şerbetler içilir ve misafiler buradan ayrılır. Oğlanın yakın akrabaları gelerek kızı giydirir ve nişana hazırlayarak davetlilerin yanına götürürler. Oğlan ve kız yanyana oturtulur. Oğlanın yakın akrabalarından biri kurdela ile bağlı yüzükleri takar ve bi konuşma yaptıktan sonra kurdelayı keser. Çiftin başlarından pullar dökülür.Ancak bütün nişanlarda kız ve oğlan yan yana olmaz. Erkeğin yüzüğü erkekler arasında, kızın yüzüğü kadınlar arasında takılır.

Nişan merasiminden sonra kız evi, oğlan evine tatlılık adı verilen, içinde çay şekeri, onun üzerine çeşitli çikolata ve şekerler konularak bir sürahi şerbetle birlikte, okuyucu adı verilen genelde yaşlı bir bayan eşliğinde bir tepsi gönderirler. Dörtbeş gün sonra bu tepsi üzerine bir kutu şeker daha ilave edilerek gönderilir.

Nişan olarak oniki altin bilezik, bir altin kelep inci, bir kol saati, bir miktar para, nişan elbisesi, iç çamaşırı, sabahlık, gecelik, ayakkabı, terlik, kolonya, evdeki anne, baba ve kardeşlere elbise takımı gelir. Nişan takıldıktan 15 gün sonra da nişan hamamına gidilir.

Daha sonra sağlik raporlari alınır. Resmi Nikah, peşinden de imam nikahı kıyıldıktan sonra düğün günü belirlenir. Düğünden 1 hafta önce boy adı verilen, gelinin en kıymetli elbisesi oğlan evine gönderilerek duvara asılır. Düğün günleri genelde perşembe ya da pazara denk getirilir.
Kına gecesi
Düğünden dört beş gün önce okuyucu “fatan hatunun selamı var, cuma günü kına hamamına, cumartesi günü tohuma, pazar günü de düğüne buyurun diyerek yakın akraba ve dostları düğüne çağırır. Kına hamamını, kızın yakın hısımlarıdan biri yapar. Burada davetliler bir arada yıkanır. Davetlilere şeker ikram edilir ve her kadına bir kalıp sabun verilir. Geline ve isteyen kadınlara kına sürülür.

Düğünden bir gün önce yani, cumartesi günü oğlan evi tarafindan tohum gönderilir. Tohumda beyaz gelinlik, ayakkabı, çanta, tuvalet takımı, iç çamasırı, üç deste mum, bir paket kına, düğün pilavına bereket getirmesi için üçer okka üzüm ve pirinç bulunur. Ayrıca kızın erkek kardeşine bir takım elbise veya tabanca kardeşyolu adıyla gönderilir.

Kına akşamı olunca oğlan evi çesitli çalgılarla kına baskınına gelirler. Kiz evi çalgılarını bırakarak görevi erkek evine bırakır. Bunu takiben yaklasik 4 metre uzunluğunda bir kumaştan yapılan ve baş kısmı çiçeklerle süslü bir duvak takan gelin bahçeye çıkar. Başına dut ağacı veya baska bir ağaç sallanır. Bu esnada gelin türküsü söylenir.

Kız sana gerek bir ana
Ağlasın yana yana
Iki gözüm canım ana
Bugün ayrılık günleri

Kız sana gerek bir kardeş
Ağlasin yavaş yavaş
Iki gözüm canım kardeş
Bugün ayrılık günleri

Gelin içeri girdikten sonra halay çekilir. Oğlan evinden gelenler gelin kınasını sürdükten sonra evlerine dağılır.
Düğün Merasimi

Kız giydirilerek davetlilerin yanına çıkarılır ve oturtulur. Armoni, def, saz, şişe çalınır ve oyunlar başlar. Tahta kaşıklar eşliğinde çeşitli figürler sergiler ve oyunlar oynarlar. Oyunları takiben saat 10 civarında yemekler yenilmeye başlanır. Yemekler bol etli pirinç pilavı olan meşhur Divriği Düğün Pilavı ve üzüm hoşafından ibarettir. Misafirler büyük sinilerin etrafında toplanırlar ve büyük bir tepsi içinde getirilen pirinç pilavını hep birlikte yerler. Yemeği takiben gelinin çeyizi getirilir. Her aile gücü nisbetinde kızına yirmibeş kırk takım elbiselik verirler. Damadın annesine, babasına, kardeşlerine ve akrabalarına da elbiselik kumaş adına kat denilen kumaştan konulur. Ayrıca kıza iki kat yatak, oda takımı, yatak takımı limonata ve çay takımları verilir.

Saat 14.00 civari oğlan evinden dünürcü denen kadınlar ve erkekler kız evine gelirler. Dünürcülere lokum ve şeker ikram edilir. Damadın yaşlı akrabalarından biri arabada gelinin önüne, iki genç gelin ise sağına ve soluna oturtulur. Gelinin üzerinde ise işlemelerle işlenmiş bağdat çarşafı denen bir çarşaf vardir. Gelin arabaya binerken üzerinden para serpilir ve bu para daha sonra çocuklar tarafından sevinç içinde toplanır. .

Eski tarihlerde, geline gideceği gün kolları geniş kesimli kaftan adı verilen bir giysi giydirilirdi. Ayrıca beline büyük göbekli bir gümüş kemer bağlanırdı. Başına da al kadifeden yapılmış kalpak ya da otağa denen gümüş parmaklı taç konur. Ayağına sim işlemeli terlik ve kendine de ipek işinden yapılmış gelinlik giydilirilirdi ve tahtıravana bindirilerek götürülürdü. Tahtıravan yürüyen taht demektir ve üzeri kırmızı bir bezle örtülü dört köşeli bir arabadır. Bu arabayı önden ve arkadan birer at çekerdi. Tekerlekleri yoktu.

Şimdiki otomobil ile yapılan gelin arabalarının önüne ince halı örtülür. önüne küçük arabalar bağlanarak, kurdele ve çiçeklerle süslenir.

Gelin damat evine gidince damadın akrabalari tarafında başından aşaği para saçılır. Damat onu kapıda karşılar, birlikte odalarına giderlerdi. Burada bir kahve içimi kadar kalınır ve damat ile gelin burada birbileri ile tanışırlardı. Daha sonra gelin davetlilerin huzuruna çıkarılır ve çeyiz gösterilirdi.

DİVRİĞİ’DE TURİZM

CAMİLER
AhmetPaşa Cami, Abuçimen Cami, Boyalı Cami, Cağlı Cami, Celdek Cami, Gökçe Cami, Horevenk Cami, Kantebe-İmamoğlu Cami, Kültür Cami, Kadıasker Cami, Hacıosman Mescidi, Mahcami, Kemankeş Cami, Karamahmut Cami, Saray Cami, Süleymanağa cami, ZelihaHatun Cami, Şemsi Bezirgan Cami, Selavattepe Cami.

Cedit Paşa Camii: Aynı isimle anılan mahallededir. 1799 yılında yapılmıştır. Bezemeleri Ulu Camiinde görülen süslemelerin kaba bir taklididir. Minaresi siyah-beyaz kesme taş örgülüdür.

Bundan başka Abı Çimen Camii (1840), Gökçe Camii (1844), Zeliha Hatun Camii (1869), Hacı Osman Mescidi, Kemenkeş Camii, Şemsi Bezirgan, Kültür, Ahmet Paşa, Süleyman Ağa, Tavukçu, Turabali Mescitleri vardır.

Kale Camii: 1180 yılında Süleyman Şah oğlu Emir Ihsak tarafından yaptırılmıştır. Türklerin en eski yapısından biri olması nedeniyle büyük önem arz etmektedir. Dış görünüşünün zenginliğine rağmen içi yalındır. Bu cami Türklerin Anadoludaki ilk yapıtlarından biri olmasına rağmen, çürümeye terk edilmiştir.

KALELER

Divriği Kalesi: Divriği’de bulunan bu kale Mengücekoğulları dönemine aittir. Kalenin yapımını belirten iki satırlık kitabesi kapı üzerinde bulunmaktadır. Bu kitabeye göre kale; “Mengücekoğlu Seyfeddin Şehin Şah Bin Süleyman” tarafından 1181 yılında yapılmıştır. Buradaki bir başka kitabede ise mimarının; Megaralı Hasan Bin Firuz olduğu belirtilmiştir.
Kale kesme taştan, iç ve dış olmak üzere iki bölüm halindedir. Günümüze yalnızca dış kaleye ait surların bir bölümü gelebilmiştir. Bu surların uzunluğu 1,5 km2’dir. Kalıntılarından yuvarlak bir alanı kapladığı anlaşılmaktadır. Ayrıca yuvarlak ve kare planlı kulelerle desteklenmiştir. Kale içerisinde ambarlar, cephanelikler, sarnıçlar, su kuyuları ve kışla yapıları bulunuyordu.
Günümüze yalnızca kare planlı olan kulelerden biri gelebilmiştir. Kalenin girişi tümüyle tahrip olmuştur. Kalenin altında bir de mağara bulunmaktadır. Ancak bu bölüm yeterince araştırılıp, incelenmemiştir.

Kesdoğan Kalesi: Divriği Kalesi yakınında bulunan Kesdoğan Kalesi hakkında yeterli bilgi ve belge bulunmamaktadır. Bununla beraber bu kalenin Divriği Kalesi’nin gözetleme karakolu niteliğinde yapıldığı sanılmaktadır. Konumu itibarı ile bir kartal yuvasını andıran bu kale çok yüksek sivri bir tepenin üstünde yapılmıştır ve Çaltı Çayı boyunca uzanan derin kanyonu seyretmeye müsaittir.
TÜRBELER ve KÜMBETLER

Divriği ve çeresinde bulunan türbeler Molla Yakup Türbesi, Hüseyin gazi Türbesi, Seyitbaba Türbesi, Araplık, Ağar, Dörtardıç, Değnekli Havuz, Garip Musa, Koca Haydar, Fıdıl, Melek Şah türbeleridir.

Sitte Melik Kümbeti: Mengücekoğullarından Emir Süleyman Seyfeddin Şahinşah için 1195 yılında yaptırılmıştır. Sekizgen planlı, sivri pramidal külahla örtülüdür. Tamamı kesme taştan inşa edilen türbenin süslemeleri dikkati çekmektedir.

Kemareddin Kümbeti: Emir Kemareddin, Mengücekoğullarının hazinedarıdır. 1196 yılında yaptırılmıştır. Sekizgen planlı, içten kubbe dıştan pramidal külahla örtülüdür.

Kemenkeş (Nurettin Salih) Kümbeti: 1240 yılında yaptırılmıştır. Sekizgen planlı içten kubbe dıştan pramidal külahla örtülüdür.

Naip (Gazezler) Kümbeti: Kitabesine göre 1291 yılında Naifı Eşref için yaptırılmıştır. Sekizgen planlı pramidal külahlıdır.

Sinaniye Hatun Türbesi: Kalealtı mahallesindedir. Harap bir haldedir. Muhtemelen Mengücekoğulları dönemine aittir.

Bunlardan başka; Ahi Yusuf Türbesi (13’üncü yüzyıl). Araplık türbesi, Saracın Türbesi (18’inci yüzyıl) Nasreddin Mehmet Yatırı (1489), Dumluca Köyü Dilber Kümbeti (13’üncü ve 14’üncü yüzyıl), Seyit Baba Türbesi, Saçlı Baba, Akça Baba, Hasan Paşa Türbesi, Hüseyin Gazi Türbesi, Gani Baba Türbeleri de vardır.

HANLAR
Burma Han: Divriği İlçesine bağlı Duru Köyü Mezrasında Çaltı Irmağı kenarında 1200’lü yıllarda Mengücekoğulları tarafından yapılan bir handır.

Dumluca Hanı: 1200’lü yıllarda Mengücekoğulları tarafından yaptırılan han Dumluca Köyüne yaklaşık 2 km. mesafededir.

Pamuk Han: Demirdağ, istasyonunu yakınındadır. Duvarların büyük bir bölümü ayaktadır. Üst örtüsü yıkılmıştır.

Mirçinge Hanı: Handere köyündedir. Mengücekoğulları döneminde yapılmıştır. Sadece kapalı mekanlardan oluşmaktadır.

Dipli Han: Günbahçe köyü ile Dumluca Köyü arasındadır. Duvarları ve üst örtüsünün büyük bir bölümü ayaktadır.
HAMAMLAR

Divriğideki tarihi hamamlar; Aşağı Hamam (Hamam-ı Süfla-Acı Hamam-Kayaoğlu Hamamı) Bekir Çavuş Hamamı ve İmamoğlu Hamamlarıdır.

KİLİSELER

Yukarı Kilise: Kalenin batısında büyük bir bölümü yıkılmıştır.

Aşağı Kilise: Yukarı Kilisenin altındadır. Duvarlar ve üst örtü büyük çapta yıkılmıştır.

Kayaburun Köyü Kilisesi: Aynı adla anılan köyün girişindedir.
Bunlardan başka; Kaya Yakup Kilisesi, Erşün Kilisesi, Uzunkaya (Pargam) Kilisesi, Güresin ve Venk mevkiinde bulunan kiliseler vardır.

Divriği Kalesi şehrin kuzeyinde ırmağa bakan yüksek bir kayalığın üzerindedir.Anadolu kalelerinin çoğunda olduğu gibi, bu kalede daha önceki bir dönemde yapılmıştır.Korunan kısımları ise sadece Orta Çağ’a dayanmaktadır.
Yakın zamana kadar kalenin aşağısında küçük bir mahalle varmış. Mahalle sakinleri aşağı şehire çekilmişler. Ulu Cami’ye yakın olan yukarı şehrin mahalleleri de hemen hemen boşanmış. Kale surunun batı yüzünde iki kapı açılmıştır. Biri bugün tamamen duvarla örülmüş, güneyde bulunan diğer kapını bir kısmı yıkık halde, yüksekliğinin dörtte üçü toprakla dolmuştur. Bu kapı, kırık bir kemerle nihayetlenen çok yüksek bir kapı boşluğuna açılır.

Fırat nehri kenarında yüksek ve yal­çın kayalar üzerinde eski bir yapı olup, görülmeye değer bir kaledir. Van, Meku, Şin ve Mardin kalelerinden sonra Divriği kalesi gelir, öyle dayanıklı bir kaledir ki, ancak kuşatılıp aman dedirterek ele geçirilebilir. Yoksa hiçbir şekilde bir taraftan lağım, sîbe ve siper yapmak mümkün değildir. Meğer ki kalede kıtlık ola. Ne olur­sa olsun, halkı yine suya hasret kalmazlar. Zira yukarı İç kale kayasının en tepesinden iki bin basamak kesme taş merdiven İle tâ Fırat nehrine inilir bir su yolu vardır ki dillere destandır. Suya gidenin başka yolu olduğu gibi, su getirenlerin de ayrı bir yolu vardır, iki nehir birbirine bakar. Bundan başka, kale içinde yağmur suyu sarnıçları, buğday anbarları, cephaneliği, üç yüz adet toprakla örtülü ev ve bir cami olup, kalenin batıya bakan ve aşağı şehre açılan bir demir kapısı vardır. Kale yuvarlak şekilde, taş yapıdır. Burç ve kuleleri sağlam ve güzeldir. Yeniçeri ocağından kale dizdarı ve kale neferleri vardır, îç il olduğundan serhaddı olmayıp emin bîr yer değilse de, Celâli ve Cemâli korkusundan yeteri kadar cephanesi ve toplan olup bayram ve mübarek günlerde atılır. Ka­lenin içinde İmaret yoktur. Surun dibindeki cirit meydanından, köp­rü altından Fırat nehri geçip Divriği’nin Kesti fan kalesine gelir. Bu da Divriği kalesine benzer sağlam bir kaledir. Kayser kızlarından Kesti fan adında bakire bir kız yaptırmıştır. Fırat nehrinin karşı tarafında verimli topraklar üzerinde yapılmıştır. Divriği kalesi ile aralarından nehir geçer. Buradan akan Fırat’ın kolu (25) buradan Eğin kalesine, oradan Arapgir ve Çemişkezek kalesine varıp, Bu suyun şimdiki adı Çaltı suyudur. Keban madeninin üstünde Fırat ile bir­leşir, Çat denilen yerde Fırat’a karışır. Bu su o kadar büyük değildir. Temmuz ayında at ile geçilebilir. Divriği halkı da bu sudan içer.

Divriği Evleri ve Konak Mimarisi:Divriği Ev Mimarisi Genel Özellikler:

Divriği evlerinin tarihi uzantısı kale çevresine yerleşme ile başlar. Bu dönemde kale içine sığmayan halk (Ermeni, Rum, Türkmen) kale dışına taşmıştır. Ermeniler ve Rumlar Taşbaşı, Çirgişan, Güllübağ ve Horevenk mevkilerine, Türkmenler Ulucami, Kale, Iğımbat tepesi etekleri ile Mercan Tepe mevkiilerine yerleşmişlerdir. Bu evler 17. yüzyılın sonlarına kadar tek katlı olup hımış tekniği ile yapılmış evlerdir. Türkmenlerde evler, zemin taş ve ardıç ağaçlarıyla sıkıştırılır ve üzerine dikmelerle bina inşa edilirdi. Ermeni ve Rumlarda ise temel açılır su basmana kadar taşla sonra kerpiçle örülürdü. Bunların bulunduğu mevkilere eski Divriği adı verilmiştir. Bu tip evlerin bazılarının harabeleri bugün dahi görülebilmektedir.
Köse Paşa’nın önderliğinde Abuçimen Deresi’nin batı yakasına ev yapımına başlanmış, yeni mahalleler kurulmuştur. Bu gelişme 16. yüzyılın sonları 17. yüzyılın başlarındadır. Günümüze kalan evler yeni yapılaşma baladıktan sonra yapılan evlerdir. İnşaatlarında hımış tekniği kullanılmıştır. Bu teknik ahşap taşıyıcı aralarının kerpiçle doldurulmasıdır. Genel olarak iki katlı yapılmışlardır. Plan olarak alt katlar, ahır, anbar, kışlık bölümler, mutfak gibi kısımları; üst katlar yazlık ve kışlık odaları, divanhane, kahve ocağı, misafir odası gibi bölümleri kapsamaktadır. Evler genel olarak sokağa, avluya ve bahçeye doğru geniş manzaralı, asıl cephelerini avluya dönmüş şekilde inşa edilmişlerdir. Selamlık kısmının başoda (yaz odası) denilen bölümünde sokağa ve avluya taşmalar yapılmıştır. Evlerin bir cephesi kıbleye dönük olacak şekilde konumlanmıştır. Odalar genellikle dikdörtgendir ve giriş kapıları dip köşeye yerleştirilmiştir. Nimseki ve Toyhane gibi Anadolu evlerinde pek rastlanmayan mekânlar oluşturulmuştur.
Divriği’de ahşap ve alçı süslemelerin güzel örneklerinin görüldüğü evler birçok bölgeye göre daha iyi muhafaza edilmiştir. Ahşap süsleme özellikle tavanlarda, ayrıca kapı, yüklük ve dolaplarda kullanılmıştır. Divriği evlerinde tavanlar mertek (kaplamasız) tavanlar, düz tavanlar, nakışlı tavanlar (yıldızlı tavanlar) olmak üzere üç şekilde görülür. Mertek tavanlar malzeme kalitesine göre Kallenguç (kırlangıç) ve Hampoş tavanlar olmak üzere ikiye ayrılır. Nakışlı tavanlar, ince işçiliği ve motiflerin güzelliği ile ahşap süslemenin en yoğun uygulandığı örneklerdir, Çarkıfelekli ve İşlemeli tavanlar olmak üzere iki gruba ayrılır. Alçı süslemeler genellikle varlıklı ailelere ait evlerin selamlık bölümlerinde yer alan ocak ve çiçekliklerde görülür. Ocak ve çiçekliklerde barok tarzındaki bitkisel motiflere rastlanmaktadır.
Kentte 300 üzerinde görülmeye değer ev olup, 120 ev tescillenmiştir.
Plan Özellikleri:
Avlu ve Cümle Kapısı:
Geleneksel Divriği evleri duvarların arkasında yer alan büyük avlular ve bahçelerin içine yerleştirilmişlerdir. Sokaktan avluya genellikle çift kanatlı cümle kapısı ile girilir. Cümle kapıları çift kanatlı, kiremit saçaklarla örtülmüş ve özellikle çam ağacından yapılmıştır. Kapılar kentte demirciliğin güzel örnekleri olan tokmaklar (şakşaklar), ‘çekecek’ adı verilen demir halkalar, anahtar ağızlıklar, kilitler ve kapı kolları (kos) ile süslüdür.
Ayaz ve Bahçe:
Divriği evlerinde avlu genellikle harem ve selamlığı ayırmak amacıyla orta kapı adı verilen çift kanatlı ikinci bir kapı ile bölünmüştür. Harem bölümünün ön tarafında yer alan ikinci avluya ‘ayaz’ adı verilir. Burada dış ocaklık, fırın, tandır, ambar, odunluk, ahır, tuvalet ve örtme yer alır. Ayazın Divriği evlerindeki en önemli özelliği sadece kadınlara ayrılmış bir bölüm olmasıdır. Ayaz aynı zamanda avlu ile bahçe arasındaki geçişi sağlamaktadır. Bahçeler çeşitli meyve ağaçları, sebze tarhları, küçük bir yoncalık veya bostan bölümlerinden oluşmaktadır.
Selamlık (Dışarı Daire): Selamlık genellikle iki katlıdır. ‘Yaz odası’ (başoda) ve kış odasının sokağa cepheleri vardır. Bazı evlerde ‘yıldız köşkü’ denilen beşgen ya da altıgen planlı bir asma kat ilave edilmiştir. Yaz odası dışarı dairenin en önemli odasıdır. Geniş ve çok pencerelidir. Yaz odaları özellikle tavan süslemeleri ile dikkat çeker. İkinci oda olan ‘kış odası’ yaz odasına göre daha dar, az süslemeli ve az pencerelidir. Odayı ısıtmak için kullanılan ocak odanın temel elemanıdır. Selamlıkta bu odalardan başka küçük bir ocakla ısıtılan, bir sedir ve bir penceresi olan ‘kahveocağı’ denilen bir oda bulunur.
Selamlığın alt katında ‘atörtmesi’ denilen bir açıklık bulunur. Evin ve misafirlerin binek hayvanları gündüz buraya bağlanır. Atörtmesinin yanından bir kapıyla binek hayvan ahırlarına girilir. Üst kata atörtmesinin önünden avludan biraz yüksekçe olan sahantaşından başlayan ahşap bir merdivenle çıkılır. Bu merdivene ‘ayakçak’ denir. Üst katta ‘ayakçakbaşı’ denilen bir sahanlığa çıkılır. Ayakçakbaşı ‘divanhane’nin girişidir. Divanhane bir tarafı açık büyük bir sofa görünüşündedir. Yaz aylarında akşam oturmaları burada yapılır. Evde erkek misafir olmadığı zamanlar kadınlar günlük işlerinin çoğunluğunu burada yaparlar. Divanhanedeki selamlık kapısından ‘aralık’ kısmına girilir. Burası odalara açılan kapıların bulunduğu küçük bir bölmedir.
Başoda (Yaz Odası):. Geniş boyutları ve dekorasyonuyla ilgi çeken en önemli oda başodadır. Başoda 1850’den sonra ‘yaz odası’ ismini almıştır. Selamlık biriminin asıl kısmını oluşturur. Başodanın cephesi sokağa ve avluya taşkın durumda inşa edilmiştir, bu nedenle bol ışıklı, sokağa hakim bir konumdadır. ‘Aşağı seki’, ‘kilimüstü’ ve ‘nimseki’ olmak üzere üç bölümden oluşmaktadır. Aşağı seki kapıdan girilen ilk bölümdür. Suluk ve çiçeklik bu bölümde bulunur. Kilim üstüne alçak bir seki ile çıkılır. Asıl oturma işlevi kilimüstü kısmındadır. Nimseki ise sohbetleri dinlemeleri ve oturmaları için genç erkeklere ayrılmış olan kısımdır. Ayrıca yatıya kalan misafirler de burada ağırlanır. Başodanın tavanında ahşap işçilikleri ön plana çıkar. Ayrıca alçı çiçeklik ve ocaklar bu odanın önemli bölümleridir.
Yıldız köşkü (Cihannüma): Divriği evlerinde selamlık bölümünden merdivenle çıkılan bir oda olan ‘yıldız köşkü’ üçüncü kat olarak görünmektedir. Türk konut mimarisinde ‘cihannüma’ olarak adlandırılan bu bölüm Divriği’de yıldız köşkü olarak adlandırılır. Tüm cepheler üzerinde yer alan pencereler bu odayı seyir ve dinlenme odası yapmıştır. Dikdörtgen, çokgen ve yuvarlak planlı örnekleri vardır.
Merdivenler: Geleneksel Divriği evlerinde ‘ayakçak’ adı verilen merdivenler iç ve dış olmak üzere iki çeşittir. Dış merdivenler avludan birinci kata çıkışı sağlayan ahşap asma merdivenlerdir. İç mekânda yer alan, katlar arasında geçişleri veya harem ve selamlık arasındaki bağlantıyı sağlayan merdivenler de ahşaptır.
Divanhane (Sofa): Türk konut mimarisindeki ‘sofa’nın Divriği evlerinde aldığı isimdir. ‘Divanhane’ avlunun selamlık girişinin ön kısmında yer alan dikdörtgen veya kare planlı dış merdivenle çıkılan yarı kapalı mekândır. Ön tarafı açıktır, yan tarafları selamlık giriş kapısı ve duvarlarla çevrilidir. Bazı evlerde süslemeli ahşap tavanlar, ‘köşk’, ‘apteshane’ ve ocak da eklenmiştir. Divanhanenin ön tarafı açık olduğu için ahşap korkuluklarla kapatılır. Divanhane evlerin selamlık tarafında yer aldığından erkek misafirlerin ağırlandığı mekândır.
Harem (İçeri Daire): Harem bölümü genellikle tek katlıdır. Hareme giriş ‘ayaz’ adı verilen avludan ‘örtme’ denilen, bir kısım ile yapılır. Örtme, Divriği ve yakın çevresi tarafından kullanılan bir isimdir. Örtmeye açılan cümle kapısı ile içeri daire aralığına girilir. Bu dairede en önemli bölümler ‘toyhane’, ‘ocaklık’ (mutfak) ve ‘kiler’dir. Ayrıca evin genişliğine göre birkaç oda bulunur. Toyhane kışın ailenin topluca oturmasına, yemek yemesine, el işi yapmalarına göre planlanmıştır. Girişinde dikdörtgen veya kare biçimli bir ‘aşağı seki’, buradan bir basamakla çıkılan uzun dikdörtgen biçimli bir ‘kilimüstü’, kilimüstünden bir basamakla çıkılan ‘kürsübaşı’ kısımları bulunur.
Örtme: Evlerin ayaz kısmında, harem girişinin ön tarafında yer alan, ayazdan bir iki basamakla çıkılan, dikdörtgen veya kare planlı sundurma şeklindeki yarı kapalı mekândır. ‘Örtme’ yaz aylarında günlük işlerin yapıldığı, misafirlerin ağırlandığı ve akşamları ev halkının oturduğu bölümdür.
Toyhane: Geleneksel Divriği evlerine Türk konut mimarisi içinde önemli bir kimlik kazandıran en önemli mekândır. ‘Toyhane’ başka bir bölgede yer almayan sadece Divriği’ye özgü yaşam alanıdır. Selçuklularda kullanılan “Tabhane” (Toyhane) lerin, yakın bir adla Divriği evlerinde yaşıyor olması ilgi çekicidir. Toyhane geleneği Divriği’de 20. yüzyılın ikinci çeyreğine kadar kullanılmıştır. Özellikle kış aylarında bütün yaşamın geçtiği, yemeklerin yendiği, misafirlerin ağırlandığı, düğün, sünnet, cenaze gibi törenlerin yapıldığı bir salondur. Evlerin harem bölümünde yer almaktadır. Toyhane, ‘aşağı seki’ (ayakterzi), ‘kilim üstü’ (kilim mağı) ve ‘kürsü başı’ olmak üzere üç bölümden oluşmaktadır. Aşağı seki kapı girişinde yer alan kare planlı alandır. Bu bölümde ‘suluk’ adı verilen alçak bir raf yer alır. Burada su kabı, ibrik, leğen, sabun gibi eşyalar bulunur. Evlerin mutfak kapısı da bu bölüme açılmaktadır. Aşağı sekiden bir basamakla çıkılan dikdörtgen planlı kilim üstüne çıkılır. Asıl oturma alanı olan kare planlı kürsü başı bölümünün tam ortasında kürsü adı verilen ısınma aracı vardır. Kürsü başında, dört tarafta ortalama 90 cm boşluk bırakılarak zeminden yaklaşık 25-35 cm derinlikte çukur açılır. Çukurun tam ortasına topraktan yapılmış çanak biçiminde ateşlik yerleştirilir. Üzerine dört ayaklı 60-70 cm yüksekliğe sahip ahşap ‘kürsü masası’ yerleştirilir. Masanın üstüne ‘kürsü yorganı’ denilen biri büyük diğeri küçük iki yorgan örtülür. Yorgan ısının etrafa dağılmasını önleyerek kürsü başında her zaman sıcak bir ortam olmasını sağlamıştır.
Ocaklık (Mutfak): Divriği’de mutfak ‘ocaklık’ ismini almıştır. Evlerin çoğunda iki mutfak vardır. Harem bölümünde yer alan içeri ocaklık ısıdan yararlanmak amacıyla genellikle toyhanede aşağı sekiye açılmaktadır ve orta büyüklükte bir oda seklindedir. ‘Kahve ocağı’ küçük bir ocağın yer aldığı, misafirlere kahve ikramı için kullanılan bölümdür. Bu ocak selamlık bölümünde başodaya yakın bir yere yerleştirilmiştir.
Dış Ocaklık: Yıllık işlerin yapıldığı yerdir. Tandır bu mekanda bulunur. Düğün, Gor gibi toplu yapılan davetlerde yemekler burada pişirilir.
A’yan Ağa Konağı, Karayusuf Mahallesi Karayusuf Sokağı

1838 yılı civarında yapıldığı tahmin edilmektedir. Konağı Karamahmud oğlu Mehmed Ağa yaptırmıştır. Büyük bir konak olarak inşa edilen yapı tahribata rağmen Divriği’nin eski evlerinin en dikkate değerlerindendir. İnşaatta yerli ustalar ile birlikte Sivas’tan ve Trabzon’dan getirilen ustalar da çalışmıştır. Bugün sekiz ayrı kapı numarası olan yapı orjinalde tek ve bütün bir konak olarak yapılmıştır.

Konağın orijinal plan şekli; selamlık, arkada avluya bakan ‘mabeyn’, daha arkada ara sokak boyunca uzayan harem olmak üzere üç ana bölümden meydana gelmiştir. Ancak bu orijinal plan şekli korunamadığı gibi günümüzde ancak Selamlık bölümünün bir kısmı restore edilerek ziyarete açılmıştır. Bu üç bölüm alt ve üst katta birbirine sofalar, dehlizler ve kapılarla bağlıdır ancak bugüne bu bütünlük ve bağlantı kalmamıştır. Avlular da birer ara duvarı ile bölünmüştür. En büyük tahribat ise selamlıkla mabeyn daireleri arasındaki bağlantıda olmuş, burada mevcut bulunan büyük divanhane ve dört oda ile alttaki ahır tamamen yıkılmıştır.
Konağın orijinal yapısında avlusu iki kanatlı kapı ile sokağa açılmaktadır. Bu kapılardan kuzeyde kalan kapı asıl cümle kapısıdır. Diğer kapı ise daha çok hizmetlilerin ve hayvanların giriş çıkışı için kullanılmıştır. İki katlı olan selamlık bölümünün alt katı ahır, depo ve hizmetli odasından oluşmaktadır. Üst kata çıkan ‘ayakçak’, bunun bağlı olduğu ‘ayakçakbaşı’, ‘divanhane’ ve divanhanenin altında bulunan ‘at örtmesi’ kısımları yıkılmış durumdadır. Konağın orijinal planında üst katta geniş bir ‘selamlık sofası’, sokak cephesinde bir ‘başoda’ (büyük yaz odası), kahve ocağı, yaz odası ve bir oda daha bulunmaktadır. Başodanın avlu tarafında büyük kış odası ve selamlık sofasının etrafında beş oda daha vardır. Günümüze ön cephedeki başoda, kış odası, kahve ocağı, ikinci yaz odası ve arka odalardan bir tanesi kalmıştır. Başoda Divriği evlerinde selamlığın en önemli bölümüdür. A’yan Ağa Konağı’nda başodada dört cepheye açılan pencereler odaya aydınlık ve genişlik sağlar. Pencere ve tavan süslemeleri Divriği evleri içinde en dikkat çekici süslemelerdir. İkinci ana bölüm olan mabeyn dairesinin uzun cephesi avluya, dar olan cephesi ise ara sokağa bakmaktadır. Selamlığın arka bölümüne koridor ile bağlanmıştır. Mabeynin alt katı önceleri anbar olarak kullanılmış fakat sonra ev biçimine sokulmuştur. Üst katta ise selamlık avlusuna bakan üç oda ve bir küçük hayat vardır. Üçüncü ana bölüm olan harem dairesi mabeyn bölümünün arkasında kalan iki katlı bölümdür. Haremin cümle kapısı ara sokağa açılmaktadır. Haremin sokağa ve avluya bakan yaz odasının tavan süslemesi ve diğer odalardaki ocak ve ahşap süstunlardaki süslemeler selamlık bölümündekiler kadar dikkat çekicidir. Orijinal planda haremin alt katında harem sofası ve çevresinde beş oda bulunmaktaydı. Üst katta ise yine büyük bir sofa ve dört adet büyük oda olduğu bilinmektedir. Harem tarafının arka kısmında altta mutfak, aralık, kiler ve toyhane bölümleri, üst katta iki adet oda ve yarı açık bir hayat vardır. Hayatın ortasında bir hayat köşkü bulunmaktadır. Bugün harem orijinal plan şeklini koruyamamıştır. Büyük odalar bölünmüş, haremin ön tarafında bulunan hamam yıkılmış, mutfak bölünerek sokaktan bir giriş haline çevrilmiştir. Ancak alt katta bulunan toyhane çok iyi korunmuş durumdadır.

Demiralay Konağı, Sancaktar Sokağı

1930 yılında inşa edilmiştir. Eski Hükümet Konağı model olarak alınmıştır. Fotoğrafçı Şükrü Akın tarafından Sayit Demirkale ve Ateş Şükrü ustalara yaptırılmıştır. Yoldan merdivenle sahanlığa çıkılan konağın cümle kapısı burada bulunmaktadır. Konağın haremlik, selamlık ve avlu kısımları bulunmamaktadır. Kıble tarafında küçük bir ayaz vardır. Evin dış cephesinin görülmeye değer olup, iç kısımları çok fazla değişikliğe uğradığından orjinal plan yapısını kaybetmiştir.
Şeyhoğlu Evi, Cedid Paşa Caddesi-Sancaktar Sokağı köşesi

1928-1930 yılları arasında inşa edilmiştir. Veysel Usta ve Seyit Usta tarafından yapılan evin batı cephesi Reşit Usta ve Mehmet Yüce Usta tarafından yapılmıştır. Geleneksel sivil mimarinin son dönemine ait bir örnektir. Bazı ilaveler yapılmış olsa da orjinal plan şekli günümüze kadar korunmuştur. Doğu-batı doğrultusunda konumlanan evin iç mekanlarında harem ve selamlık ayrımı gözlenmezken, dış mekanlarda ayaz ve avlu ayrımı vardır. Bu ayrım yaşamın geleneksel biçimde sürdürüldüğünü göstermektedir. Yapının ‘sahanlık’ ve ‘ayakcakbaşı’ diğer yapılara oranla küçüktür. Yaz odasının tavanı, dolabı ve çiçekliği dikkat çekicidir.
Sancaktar Evi, Zelihahatun Mahallesi

Büyük bir hevesle yapımına başlanan fakat bitirilemeyen bu ev Cumhuriyetin ilk yıllarında yapılmıştır. Sancaktar Evi ile Divriği’de ilk balkon yapımı denenmiş, yıldız köşkünün önüne çok güzel bir balkonla bu balkona siper olan yaldızlı ve ahşap işlemelerle zenginleştirilmiş bir saçak inşa edilmiştir. Bu evin yıldızköşkü Divriği evlerinde görülen asma yıldız köşklerden farklı olarak binanın üstüne tam bir üçüncü kat olarak yapılmıştır. Ancak Sancaktar Evi’nin gerek iç gerekse dış görünüşü eski Divriği evleri ile az benzerlik göstermektedir.
Mühürdar Zade Evleri, Hacı Osman Mescid Mahallesi

19. yüzyılda inşa edilmiştir. Mahallenin en eski yapıları olup dar bir ara sokakta yer almışlardır. Asıl sahipleri tarafından satıldıktan sonra düz toprak damları üzerine çatı yerleştrilmiş, cepheler yeniden sıvanmış, pencere ve kapılar tadilat görmüştür. Ancak 19. yüzyıl kimliğini korumayı başarmıştır. Savaş yıllarında bir süre hastane olarak kullanılmıştır.

Tevrüzlü Evleri, Hacı Osman Mescid Mahallesi

20. yüzyıl başlarında inşa edilmişlerdir. Tevrüzlüoğulları diye anılan tüccar bir ailenin evleridir. Eski hükümet binası yanında ve buradan çarşıya inen sokak boyunca sıralanmışlardır. Başlıca üç gruptan meydana gelir. İçlerinde en önemlisi Şevket Efendi’nin evidir. Bu evin ikinci katı üstünde sekizgen bir planla yükselen saçaklı yıldız köşkü dikkat çekicidir. Şevket Efendi Evi 20. yüzyılın ilk yıllarında Ömer Usta tarafından yapılmıştır ancak Tevrüzlü evlerinin bazı bölümleri daha eski yıllardan kalmadır. Ailenin zenginliği sebebiyle pahalı ahşap işçiliğine geniş çapta yer verilmiş, tavanlar değişik tarzda ve değişik motiflerle süslenmiştir. Son yıllarda satılan bu evlerde de telafisi mümkün olmayan tadilatlar ve onarımlar yapılmış, yıldızköşk yıkılacak derecede harap olmuştur.

Abdullah Paşa Konağı, Cedid Paşa Mahallesi Paşa Camii Sokağı

20. yüzyıl başlarında inşa edilmiştir. Abdullah Paşa 1865-1917 yılları arasında yaşamıştır. Paşa Divriği’nin köklü ailelerindendir ve I. Dünya Savaşı öncesi yarı resmi fonksiyonu olan bu konağı yaptırmıştır. Ömer Usta tarafından yapılan konak Divriği’nin klasik ev tiplerinden farklıdır ve inşasıyla Divriği ev mimarisine birçok yenilik getirmiştir.

Konağın orijinal planı selamlık ve harem olmak üzere iki ana kısımdan ve ikisi arasında kalan mabeyn kısmından meydana gelmektedir. Harem ve mabeyn kısımları yanarak yok olmuştur. Konağın avlusuna Divriği’de başka bir örneği bulunmayan süslü bir cümle kapısı ile girilir. Selamlık avlusunda çeşme, atörtmesi, kuyu, hizmet odaları, geniş bir sahanlık ve hareme geçiş için bir ortakapı bulunur. Alt kat birkaç oda dışında ahır olarak kullanılmıştır. Üst katta açık bir sofadan büyük bir cümle kapısı ile selamlık sofasına girilir. Sofada Selamlık köşkü ile başodaya çıkan merdivenler, mabeyn kısmına açılan kapılar ve arka odalara açılan kapılar vardır. Selamlık kısmında başoda dört cepheye bakan geniş bir mekândır ve çarkıfelekli tavan süslemesi Divriği’nin en önemli örneklerindendir. Konağın mabeyn odası kısmında da yine çarkıfelekli bir süsleme mevcuttur. 30 yıldan fazla süre askerlik dairesi, hastane ve karakol olarak kullanıldığı için orijinal plan şeklini kaybetmiştir.

Ede Bey Evi, Kalealtı Mahallesi Sitte Melik Türbesi’nin kuzeydoğusu

19. yüzyılın ilk yarısında inşa edilmiştir. Şehrin eski yerleşme bölgesinde yer alan yapı 20 yıl jandarma karakolu olarak kullanılmış, iç ve dış kısımları büyük tahribat görmüştür. Plan ve mimari özellikleri aynı tarihlerde inşa edilen Deliosmanağa evi ile benzerlik göstermektedir. Evin restorasyon çalışmaları başlamıştır.
Deliosmanağa Evi, Kalealtı Mahallesi no:12

Karslıoğlu Evi, Abuçimen Mahallesi Serey Sokağı

Hafislioğlu Ebubekir Evi, Kültürlü Mahallesi Yüksel Sokak

Arıstak Zade Evi, Süleymanağa Mahallesi Köyyolu Sokak

Hacı Ferhat Evi, Gökçe Camii Mahallesi Hastane Yolu Kayaoğlu Tarlası Mevkii

Yolgeçti Evi, Abuçimen Mahallesi Budaklı Caddesi

Erçüklü Zade Yusuf Ağa Evi, Ahmet Paşa Mahallesi

Doğancıoğlu Evi, Abuçimen Mahallesi Doğancıoğlu Köprüsü karşısı

Yılankırkanlı Zade Ali Evi, Ahmed Paşa Mahallesi Civan Sokak

Çolapverdi Zade Evleri, Zeliha Hatun Mahallesi Bülbül Sokak

Yılankırkanlı Zade Hasan Efendi Evi, Abuçimen Mahallesi

Burnazpaşa Zade Evleri, Dillioğlu Mahallesi Burnaz Sokak

Sütmolla Evi, İmamoğlu Mahallesi Kantepe Camii karşısı

Refik Durdu Evi, Zelihahatun Mahallesi

Alegil Evi, Abuçimen Mahallesi no:128

Budaklı Evi, Abuçimen Mahallesi no:52

Faik Şenol / Nurhan Özaygün Evi, Abuçimen Mahallesi no:188

Mehmet Şenol Evi, Abuçimen Mahallesi no: 186

Ayangil Evi, Ahmet Paşa Mahallesi no: 94

Hacı Mazunlar Evi, Ahmet Paşa Mahallesi no:11

Haşgelizade Evi / Efrayim Yurtsever Evi, Aşağı Hamam Mahallesi no:26

Haşgelizade Evi / Başkatipgil’in Evi, Aşağı Hamam Mahallesi no: 24

Ömer Bey Evi, Aşağı Hamam Mahallesi no: 22

Çavdarlı Evi / Seyit Tapik Evi, Gökçe Camii Mahallesi no: 21

Hahamoğlu Evi / Remzi Çandar Evi, Gökçe Camii Mahallesi no:12

Hacı İbrahimler Evi / Kadıoğlu Evi, Gökçe Camii Mahallesi no:65

Mandılı Evi / Kırksekizler Evi, Gökçe Camii Mahallesi no:11

Sancaktar Evi / Eşkıncılar Evi / Kırksekizler Evi, Gökçe Camii Mahallesi no: 13

Özcanlar Evi / Kemal Demirtaş Evi, Güllübağ Mahallesi no: 9

Palancılar Evi / Arslanburçlar Evi, Güllübağ Mahallesi no:15

Çankayalar Evi / Yusuf Efedi’nin Evi, Hacı Osman Mescidi Mahallesi no:24

Çerçioğlu Evi, Hacı Osman Mescidi Mahallesi no:18

Abdaloğulları Evi, İmamoğlu Mahallesi no:6

Decdelioğlu Evi / Arabacılar Evi, İmamoğlu Mahallesi no: 34

Sayarlar Evi, Kalealtı Mahallesi no: 15

Alanlı / Çalapverdi Evi, Karayusuf Mahallesi no: 9

Mahmut Çavuşoğlu Evi, Karayusuf Mahallesi no:147

Güllüoğulları Evi / Semiz Evi, Karayusuf Mahallesi

Ayanoğlu Evi / Saatçiler Evi, Kemankeş Mahallesi no:25

Nazlılar Evi / Hacı İbrahimler Evi, Kemankeş Mahallesi no:17

Trampacılı Evi / Hamamcıoğlu Evi / Kazım Özçelik Evi, Koca Paşa Mahallesi no: 4

Aydınlı Evi, Küçük Hüseyin Mahallesi no: 31

Halifere Evi, Süleyman Ağa Mahallesi no:15

Sağıroğlu Evi / Türkmen Evi, Süleyman Ağa Mahallesi no:10

Halifere Evi / Tapikler Evi, Süleyman Ağa Mahallesi no:17

Bedrettin Nebipaşaoğlu Evi, Turabali Mahallesi no:6

Bahattin Nebipaşaoğlu Evi, Uluzar Mahallesi no:7

Hamulluoğlu Evi, Ulu Camii Mahallesi no:7

Eşkıncılar Evi, Zeliha Hatun Mahallesi no: 5

Hahamoğlu Evi / Kasapgil Evi, Zeliha Hatun Mahallesi Cedidpaşa Caddesi no:60

Kalaycıoğlu Evi / Ömer Uluçay Evi, Zeliha Hatun Mahallesi no:64

Katırcıoğlu Evi, Zeliha Hatun Mahallesi Gülsem Karababa Sokak no: 3

Kozoğlu Evi / İbrahim Erçelik Evi, Zeliha Hatun Mahallesi Kozoğlu Sokak no: 6

Divriği ulu camii ve Darüşşifa
1985 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alınan anıt, Ahmed Şah Ulu Camii ile bitişiğindeki Turan Melek Darüşşifası’ndan oluşan bir yapıdır. Kitabelerden okunduğu şekliyle külliyenin temeli 1228 yılının Aralık ayında atılmıştır. Cami icin hazırlanan vakfiye 5 Temmuz 1243 yılına aittir. Bu tarihler külliyenin inşaata başlanmasından sonra ibadete açılabilmesi için 14,5 yıl geçtiğini göstermektedir. Bir külliye olarak tasarlanan yapının aşhane (imaret), buka (konukevi), sundurma, mahkeme, namazgah, musalla, kuyu ve sebil gibi yapıları ortadan kalkmıştır.
Caminin 14,5 m yüksekliğindeki, darüşşifanın ise 14 m yüksekliğindeki taçkapıları ile çatıdaki konik külahlar bir dikeylik oluşturur. Öte yandan, binanın yatay uzanımı, baskın bir anıtsal karşıtlık yaratır. Burada örnek alınan arazidir. Anadolu’nun sonsuza uzanıyormuş izlenimi veren uçsuz bucaksız bozkırında ilerleyen yolcu, kendisini birden sarp yamaçlı kayalıkların karşısında veya dik tepelerin dibinde kıvrılarak uzanan vadilerde bulurken, bazen de gittikçe yaklaşan yüksek dağların görkemine uzaktan tanık olur. Mağara ve oyukların gölgeli çukurlukları soluklanma yeridir. Benzer şekilde, Divriği külliyesinin çıplak duvarları birer kaya kütlesi gibi yükselir, konik külahlar sivri tepeleri andırırken, devasa taçkapıları gölgeli mağaraların girişi gibidir. Caminin üç cephede birer taçkapısı, Darüşşifanın ise bir taçkapısı vardır. Cami’nin kuzey cephesindeki Cümle Kapısı diğer kapılara göre daha görkemli ve bezemeleriyle daha dikkat çekicidir. Bu durum, kapının kıbleye açılan ana giriş oluşuyla açıklanabilir.
Divriği ulu cami ve Daru’ş-şifası adıyla dünya sanat tarihinde yer alan bu eşsiz eser, Anadolu Selçuklu Devleti Mengücek Oğulları Beyliği döneminde (1228) Mengücek Beyi Ahmet Şah tarafından, Şifahane ise Ahmet Şah’ın eşi Melike Turan tarafından yaptırılmıştır. Divriği ulu camii Fatma hatun Camii, Ahmet Şah Camii diye de adlandırılır.
Divriği Ulu Camii’nin ve Darü’ş-şifanın dünyadaki diğer tarihi eserlerden bir takım farkları vardır:
Birincisi,böyle mükemmel üç boyutlu detaylı geometrik sitiller ve bitkisel bezemeler hiç bir yerde olmadığı sanat tarihçiler ve mimarlar tarafından söylenmektedir.Kapı ve duvarlara işlenen tüm motifler asimetriktir ve her karede binlerce taş işlemeli motif bulunur. Usta devamlı tekrardan kaçınmış ve kendisini yenilemiş. Hiç bir motife bağımlı kalmamıştır. Her motifte Allah’ın birliğinin vurgulandığı gözlemleniyor.
Divriği Ulu Camii ve Daruşşifasının dört kapısı vardır. Şifahane Taç Tapısı,Cami Kuzey Taç Kapı,Cami Batı Taç Kapı ve Şah Mahfili Taç Kapısı. Her biri birbirinden farklı eşsiz bezemelerle göz kamaştıran bir mimarlık ve mühendislik harikası niteliğindedir.

Ahmed Şah Ulu Cami
Külliye’nin cami bölümü, sütun dizileri ile belirlenmiş beş sahın içerir. Diğerlerinden daha geniş olan orta sahının merkezinde eskiden ortası açık, fakat şimdi kapatılmış bir kubbe yer alır. Bunun altındaki bölümün eyvanlı açık avlulu İran camisi ile Anadolu bazilikasının setezlenmesinden ortaya çıktığı söylenebilir. Dolayısıyla Selçuklu dönemine özgü bir yaratımdır. ‘Maksure kubbe’ adı verilen mihrap-önü kubbesi erken İslam dönemi cami mimarisi geleneğindedir. Fakat Anadolu’ya özgü konik bir külahla örtülmüştür. Bu iki örtü sistemi dışındaki taş malzeme ile inşa edilmiş 23 adet dekoratif çapraz tonoz, türlerinin Anadolu’da bulunan en ihtişamlı örnekleridir. Tonozların merkezinde, ‘çapraz tonoz’ uygulaması ile birleştirilmiş iç içe geçen doğrusal bezeme hatları haç görünümündedir. Fakat, bunlar aslında Güneş’in devinimi üzerine temellenmiş ‘dört yön, ara yönler ve merkezdeki gökyüzü-güneş kapısı’ kavramlarının somutlanmasından oluşur.

Turan Melek Darüşşifası
Cami’nin güneyine bitişik olan Darüşşifa, Anadolu’da kitabesinde ‘darüşşifa’ tanımı geçen tek binadır. Külliye’nin vakfiyesi kayıptır. Bu nedenle, darüşşifanın kuruluş amacı tam olarak anlaşılamamıştır. Darüşşifa kelimesi, 13. yüzyılda, medrese, imaret, konukevi alamlarında kullanılıyordu. Bu binalara gezgin hekim veya cerrahlar uğruyor, hastaları muayene ediyordu. Necdet Sakaoğlu’na göre, Divriği’deki darüşşifa bir ‘konukevi’ işlevindeydi. Aynı zamanda, bu binanın üst katındaki orta sofalı mekân, bir ‘divanhane’ olarak ‘resmi makam’ alanı, Ahmed Şah ve Turan Melek’in rezidansı olarak kullanılmış olabilir. Darüşşifa’nın merkezindeki havuz ve üzerindeki ortası delik kubbede ‘kapalı avlu’ fikri vurgulanmış. Üç adet eyvan, İran’daki eyvanlı avlu fikrini; dört sütun uygulaması, Anadolu’daki dört sütunlu bazilikayı; kubbe uygulaması, transeptli-kubbeli bazilikayı; ve eyvanların önünde koridor uygulaması, üç sahınlı bazilikayı anımsatıyor. Bunların biraraya getirilmesiyle özgün ve bezersiz bir sentez ortaya çıkmış.

Cümle Kapısı / Kadınlar Kapısı / Kuzey Kapısı
Caminin kuzey taçkapısı bezemesi ve bezemelerin soyut anlatımıyla çok görkemli ve özgün bir kompozisyon ortaya koymaktadır. Yüksekliği 14,5 m, eni 11,5 m ve derinliği 4,5 m’dir. İki yandaki içinde güneş simgesi lotus çiçekleri ve rumilerin hakim olduğu devasa kutsal ağaçlar, İran’da Sasani döneminden kalan mağara eyvanları üzerinde görülür. Eski Mezopotamya, İran ve Orta Asya’nın ışık simgesi kutsal ağacı, Kur’an ve ilişkili İslam kozmolojisine Sidret’ul Munteha (En Son Sınırın Ağacı) adı altında girmiştir. Ağacın sınır kavramı ile ilişkilendirilmesi, onun evren ve Tanrı arasındaki eşiğin bir simgesi olmasından kaynaklanır. En alt düzeydeki güneş diskleri, Hattilerin kozmos simgesi güneş disklerini anımsatır. Güneş diskinin merkezindeki kutsal geometri Tanrısal akıldan yayılan evrenin ahengini yansıtır.
Taçkapı kompozisyonunun ana motifi bir altıgendir. Altıgen, Eski Ahit ve Kur’an’da Tanrı’nın yeryüzünü yarattığı gün sayısıdır. Teolog Hrabanus Maurus (9. yüzyıl) şöyle diyor “6 sayısı, Tanrı yeryüzünü 6 günde yarattığı için kutsal değildir, 6 sayısı mükemmel olduğu için Tanrı yeryüzünü 6 günde yaratmıştır”. Taçkapının merkezindeki altıgen, aslında palpeteği gibi bütün taçkapı yüzeyi boyunca yayılan bir içiçe altıgenler örgüsünün merkezi motifini verir. Kesişen altıgenlerin ışınsal kolları çapraz tonozların haçvari geometrisi ile karşılaştırıldığında binanın bezemesinin arkasında gizli bir ‘kutsal geometri’ anlayışının ifade edildiği ortaya çıkar. Taçkapının ardında ve tonozların altındaki mimari mekânın ilahî bir nitelik taşıdığı izlenimi alınabilir. Tanrı yaratısı evrenin bir simgesi olmak anlamında böyle bir özelliği bulunmaktadır. Fakat, içerideki anıtsal bir taçkapıyı andıran Anadolu’nun en büyük taş mihrabı ve tonozlardaki kapı gibi şekillendirilen merkez noktaları ulaşılan iç mekânı aslında dünyaya ait kılar. Bunlar kapıların ardında açılan kapılar, perdelerin ardında açılan perdeler gibidir. Burada insana, bu dünyada beden olarak varolurken Cennet’in yada ilahî mekânın sınırlarından öteye geçemeyeceği fikri iletilir; Tanrı ve Tanrı’nın mekânının kendisi için henüz soyut bir gerçeklik olduğu mesaji verilir. Tanrı yaratısı evrenin simgelendiği Cami taçkapısı ve iç mekân Cennet’in yersel birer ifadesi değil, ”aracı saha’, ‘geçiş bölgesi’ ve ‘iletişim alanı’ işlevindedir.

Çarşı Kapısı / Çıkış Kapısı / Erkekler Kapısı / Batı Kapısı
Caminin batı cephesinde bulunan taçkapı “suk-i sultani” denilen eski kent çarşısının bu kapının aşağısında bulunması nedeniyle bu adı almıştır. Aynı zamanda İslami geleneklere göre büyük camilerde cemaatin caminin kıbleye açılan ana kapısından girerek namazdan sonra yan kapıdan çıkması nedeniyle çıkış kapısı adını da almıştır. Yüksekliği cami ile aynıdır. Süslemeleri ise Kıble Kapısına oranla daha sadedir.
Çıkış Kapısı’nın cephesi bitkisel ve geometrik motiflerle kaplıdır. Motiflerde düz ve ters lale motifleri, yapraklar, geçmeli yıldızlar ve altıgenler, yarım ve bütün küreler ve kilim motifleri görülmektedir. Çıkış kapısının alınlık saçak/korniş kısmı çeşitli zamanlarda yapılan onarımlar sırasında bozulmuştur. 1905 yılında yapılan onarımlar sırasında da tepeye bir ay yıldız yerleştirilmiştir. Kapının iki yanındaki mukarnaslı köşe nişlerinin iç yüzeylerinde ikisi çift başlı biri tek kuş figürleri vardır. Bu figürlerin ilahî ve sultani güç, ayrıca gökyüzü-güneş kapısı simgeleri olduğu düşünülebilir. Ayrıca bunlar, Sufi yazınındaki (ör. Arabî) Küllî Akl’ın simgesi Kral Kartal (Simurg, eril ilke) ile nefs yani ‘ruh’un simgesi Gerdanlıklı Güvercin (dişil ilke) kavramları ile de ilişkilendirilebilir.

Şah Kapısı / Taht Kapısı / Doğu Kapısı
Şah Kapısı’nın yüksekliği 6 m, eni 4 m, derinliği 1,5 m’dir ve cephesi bitkisel ve geometrik desenlerle bezelidir. Bu kapının camii inşaatının son aşamasında yapıldığı ve caminin ahşap minberindeki bezeme benzerlikleri nedeniyle aynı kişi tarafından yapıldığı düşünülmektediir. 20. yüzyıl başındaki onarımlar sırasında bu taçkapının işlevine son verilerek eşiği kısmen örülmüş, demir parmaklık ve cam takılarak pencereye dönüştürülmüştür.

Darüşşifa Taçkapısı
Darüşşifa taçkapısının silmelerle kademelendirilmiş anıtsal girişi, Caminin Kıble taçkapısında olduğu gibi aşamalı bir ilerleme seremonisi için uygun mekânı tanımlar. Giriş kapısı bir lotus tipte palmet ortasına yerleşmiştir. Bugün büyük ölçüde kırık olan bu motif, gökyüzü ve güneş kapısını simgeler. Kapının sağına ve soluna yerleştirilmiş erkek ve kadın başları dönemin astrolojisinde ve Sivas Şifahanesi eyvanında gördüğümüz Güneş ve Ay simgeleridir. Burada Ahmed Şah ve Turan Melek kendilerini bu birincil anlamın gerisine gizlemiş olabilir. Taçkapının üzerinde yükseldiği geniş kaide, büyük kemerin üzerinde yükseldiği devasa sütun başları ve ortadaki sütun, yüzeyde kalan bir taçkapının ötesine taşan mimari bir birim oluşturulmak istendiğini gösterir. Taçkapı ve hatta iç mekân ile ilişkilendirebileceğimiz bu ara alan orta çağ İslâm sufi kozmolojisinde ‘arketipik imgeler, ide, simge ve tekabüller dünyası’ veya ‘özerk imgesel biçimler dünyası’ anlamlarını veren ‘alem el-misal’ (Hurkalya yeri), başka deyişle ‘orta dünya veya evren’ anlamındaki berzahdır. Berzah ‘akıllar alemi’ ile ‘cisimler alemi’ arasındadır. Burada her dönemde çeşitli simge ve metaforlarla zenginleştirdiği hayalî topografyanın ögelerini Külliye’nin taçkapılarında simgeler olarak buluyoruz.

 

CEVAP VER